Şafak Zeki Akca yazdı
Toplum olarak bazı kavramları sorgulamadan kabulleniyoruz.
“Öğretmenlik kutsaldır.”
“Doktorluk kutsaldır.”
“Sanatçılık kutsaldır.”
“Gazetecilik kutsaldır.”
Peki gerçekten öyle mi?
Öğretmenlik kutsal değildir.
Ama bazı öğretmenlerin, öğrencilerinin hayatına dokunurken gösterdikleri özveri kutsaldır.
Günümüzde ne yazık ki bazı öğretmenler, öğrencilerine ders vermeyi bir görev değil, zorunluluk gibi görüyor.
Bu nedenle de o mesleği icra ediyor olmaları, onları kutsal kılmaz.
Doktorluk kutsal değildir.
Ama bazı doktorların, bir canı yaşatmak uğruna sergiledikleri fedakârlık kutsaldır.
Tıpkı öğretmenlikte olduğu gibi, bu meslekte de kutsallığı belirleyen şey unvan değil, vicdandır.
Sanatçılık da kutsal değildir.
Ama bazı sanatçıların, sanata yükledikleri anlam, topluma kattıkları değer ve taşıdıkları sorumluluk kutsaldır.
Ve gazetecilik de kutsal değildir.
Ama bazı gazetecilerin, hakikati yazmak uğruna baskıya, tehdide, yalnızlığa göğüs germesi kutsallığın ta kendisidir.
Gerçeği çarpıtmadan, yalanı meşrulaştırmadan yazabilen kalemler…
Onların mürekkebi, gerçekten kutsaldır.
Kutsallık mesleklerde değil;
O mesleklerin nasıl icra edildiğindedir.
Her öğretmen, her doktor, her sanatçı, her gazeteci…
Sırf “kutsal bir meslek yapıyor” diye dokunulmaz sayılamaz.
Kutsallık, kartvizitte değil, kalpte ve karakterde aranmalıdır.
İnsanın işine kattığı samimiyet, adanmışlık ve ahlak,
Bir mesleği kutsal kılabilecek tek şeydir.
Ve tam da bu yüzden…
Sanatçılar arasındaki “kutsallık” tartışmasında,
Ben “Oyunculuk kutsal değildir” diyen Dilan Çiçek Deniz’in saflarında yer alıyorum.
Çünkü mesele, hangi mesleği yaptığın değil…
O işi ne kadar insan kalarak yaptığındır.
Kalın Sağlıcakla
