Şafak Zeki Akca yazdı.
Haftanın belli günlerinde mahalle aralarına kurulan semt pazarları…
Çocukluğumun en canlı sahnelerinden biridir.
Tezgâh tezgâh dolaşmak…
Pazarcıyla iki kelam etmek…
Köylü kadınların getirdiği otları kurcalamak…
Sıradan gibi görünen ama aslında kıymetli anlar.
Yeşil Mahalle… Esentepe…
Salı Pazarı hayatımızın bir parçasıydı.
Hemen her hafta giderdik.
Şimdi ne o mahalledeyiz,
ne de o alışkanlıklar yerinde.
Zaman değişti.
Biz değiştik.
Ama değişmeyen bir şey var:
Pazar yerlerinin ardında bıraktığı manzara.
Geçtiğimiz Salı akşamı, Yenişehir Şirinevler’de pazardan geçen sokaklardan ilerledim.
Manzara tanıdık… ama bu kez daha çarpıcıydı.
Her yer çöp.
Sebze-meyve artıkları…
Ezilmiş kasalar…
Naylon poşetler…
Parçalanmış ambalajlar…
Üzerine basılmış, çürümeye yüz tutmuş ürünler…
Burası bir semt pazarı değil.
Adeta açık hava çöplüğü.
*
Bu manzarayı görünce ilk refleks hazır:
“Belediye nerede?”
Haklı bir soru.
Pazar dağılmış… saatler geçmiş…
Ama temizlik hâlâ yetişmemiş.
Birkaç görevli, ellerinde süpürge…
Yetişmeye çalışıyor.
Temizlik ağır ilerliyor.
Mesai gecenin yarısına kadar uzuyor.
*
Ama asıl soru şu:
Bu çöpü kim üretiyor?
Cevap net:
Pazarcılar.
*
Tezgâhını kurarken özenli…
Ürününü dizerken titiz…
Satış yaparken dikkatli…
Ama iş bitince?
Çürük sebzeler yola…
Yapraklar rüzgâra…
Ambalajlar sağa sola…
Çünkü nasıl olsa biri gelip temizleyecek.
Peki gerçekten öyle mi olmalı?
Herkes kendi çöpünü toplasa…
Büyük poşetlere koyup bir kenara bıraksa…
Tezgâhını temiz teslim etse…
Bu manzara oluşur mu?
Temizlik ekipleri bu kadar zorlanır mı?
*
Bizde alışkanlık belli:
Sorumluluğu başkasına bırakmak.
Belediye yapsın…
Görevli temizlesin…
Peki ya şehir kültürü?
Peki ya sorumluluk duygusu?
*
Bu mesele “Avrupa şöyle yapıyor” meselesi değil.
Bu, en sade haliyle bir vicdan meselesi.
Durum şu:
Umumi bir tuvaletten sifonu çekmeden çıkmak gibi…
Arkanızdan gelenin sizin bıraktığınızı temizlemesi…
Ve içinden size sövmesi…
Bugün temizlik görevlilerinin ne düşündüğünü tahmin etmek zor değil.
*
Üstelik burası sadece pazar yeri değil.
Bir yaşam alanı.
Binlerce insanın yaşadığı bir mahalle…
Çöp yığınlarının arasında yürüyen insanlar…
Slalom yapan araçlar…
Yayılan kötü koku…
Kimsenin buna hakkı yok.
*
Elbette belediyeye de görev düşüyor.
Denetim artmalı.
Yaptırım uygulanmalı.
Pazarcı odaları devreye girmeli.
Tezgâhını kirli bırakan uyarılmalı.
Tekrarında cezai işlem uygulanmalı.
Gerekirse sistem kurulmalı.
*
Ama temel kural değişmez:
Kirleten temizler.
Herkes kendi kapısının önünü süpürse…
Bu şehir tertemiz olur.
*
Pazarcı gün sonunda evine gider…
Kazancını sayar…
Ama o sırada başka insanlar,
gece yarısına kadar onun bıraktığını toplar.
Soğukta… yorgunlukla… görünmeden…
*
Belki o an düşünülmez.
Ama düşünülmeli.
Çünkü bu mesele sadece temizlik değil;
kul hakkı… şehir hakkı… insanlık meselesi.
*
Karabük’ün pazarı, Karabük’e yakışmalı.
Kalın Sağlıcakla
