Şafak Zeki AKCA yazdı…
“Türk’ün güneşleriyle dünya ufku ağardı;
Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı?”
(Behçet Kemal Çağlar)
Bu bir övünme cümlesi değildir.
Bu bir meydan okuma hiç değildir.
Bu soru, tarihe tutulmuş soğuk ve dürüst bir aynadır.
Ve o aynaya bakmaya cesareti olan herkes şu gerçeği görür:
Türk, yalnızca tarihte yer almış bir millet değildir;
tarihi yönlendirmiş bir iradedir.
Terör örgütleri ve onların taşeronları iyi bilmelidir ki;
Türk milleti tehditlerle sindirilecek, provokasyonlarla geri adım attırılacak bir millet değildir.
Sınırlarımız içinde ve dışında yürütülen terörle mücadele, kararlılıkla ve tavizsiz şekilde sürmektedir.
Bu alçak saldırılar, devletimizin ve güvenlik güçlerimizin haklı mücadelesini daha da meşrulaştırmakta;
milletimizin kenetlenmesini güçlendirmektedir.
Bugün Türk’ü sıradanlaştırmak isteyen bir akıl devrededir.
Onu rakamlara, nüfus tablolarına, dar etnik tariflere sıkıştırmaya çalışanlar vardır.
Türk’ü yalnızca “var olmuş” bir unsur gibi anlatmak isteyenler…
Oysa Türk, hiçbir zaman sadece var olan olmadı.
Türk, olması gerekeni inşa eden oldu.
Tarihin kırılma anlarına bakın:
Roma çökerken…
Avrupa karanlığa gömülürken…
Doğu’da kaos hüküm sürerken…
Türk sahneye çıktı.
Devlet kurdu.
Düzen getirdi.
Adalet ortaya koydu.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu; binlerce yıllık devlet geleneğinin, disiplinin ve ahlâkın sonucudur.
Türk’ün olduğu yerde yalnızca asker yoktur.
Hukuk vardır.
Teşkilat vardır.
Liyakat vardır.
Türk’ün fethettiği topraklarda yağma değil, yurt vardır.
Bu yüzden Türk’ün ardından ağıtlar değil;
camiler, köprüler, hanlar, vakıflar kalır.
Eğer Türk olmasaydı;
Doğu ile Batı arasındaki denge çoktan çökerdi.
Mazlum, zalimin karşısında tamamen savunmasız kalırdı.
Devlet fikri, yalnızca güçlünün sopasına dönüşürdü.
Türk, tarih boyunca bir denge unsuru olmuştur.
Ne tamamen Doğu’dur,
ne tamamen Batı.
Ne yalnızca kılıçtır,
ne sadece kalem.
Türk, bu ikisini bir arada tutabilen nadir milletlerden biridir.
Bugün asıl tehlike sınırlarımızda değildir.
Asıl tehlike zihinlerimizdedir.
Tarihini bilmeyen,
medeniyet iddiasını unutan,
kendini küçültmeyi erdem sanan bir millet;
en büyük yenilgiyi savaş meydanında değil, zihninde yaşar.
Bu yazı bir hamaset yazısı değildir.
Bu yazı “biz en büyüğüz” deme yazısı hiç değildir.
Bu yazı bir sorumluluk hatırlatmasıdır.
Çünkü Türk’ün tarih boyunca üstlendiği rol ağırdır.
Adalet olan bir milletin, zulme benzeme hakkı yoktur.
Devlet kuran bir geleneğin, keyfiliğe teslim olma lüksü yoktur.
Mesele geçmişle övünmek değildir.
Mesele, geçmişin yüklediği görevi bugüne taşımaktır.
Türk’ün güneşi bir kez daha doğacaksa;
bu sloganla olmaz.
Bu;
akılla olur,
adaletle olur,
liyakatle olur,
ahlâkla olur.
Ve herkes şunu bilmelidir:
Türk’ün güneşi sönerse,
yalnızca bir millet değil;
tarih de karanlığa gömülür.
Ama Türk, kendi özüne dönerse…
Devlet aklını, adale ti ve medeniyet sorumluluğunu yeniden kuşanırsa…
Dünya ufku,
bir kez daha ağarır.
Kalın sağlıcakla.
