Reklam
Reklam
313
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Üniversitenin basınla imtihanı…Ya da Basının Üniversite ile imtihanı..!

Şafak Zeki Akca yazdı…

Karabük’te yaşayan herkesin artık samimiyetle kendine sorması gereken bir soru var:
Biz bu şehirde gerçekten bilgiye mi ulaşmak istiyoruz, yoksa gürültü üretmeyi mi alışkanlık hâline getirdik?

Uzun süredir Karabük’te açıkça görünmeyen ama fazlasıyla hissedilen bir gerilim var.
Herkes konuşuyor.
Herkes ima ediyor.
Herkes bir şeyler biliyormuş gibi davranıyor.

Ama iş sorumluluk almaya gelince, nedense herkes geri çekiliyor.

Bir tarafta bu kentin en önemli akıl ve bilgi merkezlerinden biri olan Karabük Üniversitesi
Diğer tarafta kamu adına soru sormakla yükümlü yerel basın ve ulusal basın…

Sorun tam da bu iki yapı arasındaki ilişkinin sağlıksız bir zemine oturmasında başlıyor.

Üniversite yalnızca ders anlatılan bir eğitim kurumu değildir.
O yapı; bu şehrin yarınını yetiştiren, kamu kaynaklarını kullanan ve topluma karşı hesap verme sorumluluğu taşıyan bir kurumdur.
Eleştirilir, sorgulanır, denetlenir.
Buna kimsenin itirazı olamaz.

Basın da yalnızca haber yazan, fotoğraf paylaşan bir mecra değildir.
Basın; doğruyu araştırmak, yanlışı göstermek ve kamuoyunu sağlıklı bilgiyle buluşturmakla yükümlüdür.
Ancak bu görev; ima ile, algı yönetimiyle ve sosyal medya gürültüsüyle yerine getirilemez.

Ne yazık ki Karabük’te bir süredir bu hassas denge bozulmuş durumdadır.

Karabük’ün kendi iç meselelerinin ulusal medyaya taşınarak, şehrin adının olumsuz şekilde lanse edilmesi akla ve vicdana sığmaz.
Geçmişte yaşanmış münferit olayların tekrar tekrar gündeme getirilerek Karabük’ün bir “fuhuş yuvası” gibi gösterilmesi, üniversitede okuyan öğrencilerin bu algı üzerinden hedef hâline getirilmesi kabul edilemez.

Bu tür olaylar sanki sadece Karabük’te yaşanıyormuş gibi anlatılmakta, hem şehre hem de Karabük Üniversitesi’ne ciddi zararlar verilmektedir.


Sözcü Gazetesi’nin dünkü sayısında, Sayın Cevdet Akay üzerinden yapılan haberde Gazeteci Deniz Ayhan’ın Karabük’ü ve Karabük Üniversitesi’ni bu çerçevede sunması, en hafif tabirle talihsizliktir.

Elbette;
Atamaları eleştirin.
Rektör’ü eleştirin.
Haberinizi yapın.

Ama Karabük’ü ve Karabük Üniversitesi’ni Fuhuş ve cinayet haberi gibi bu tür olaylarla anılır hâle getirecek bir dil, ne adildir ne de doğrudur.

Karabük Üniversitesi ile ilgili daha önce kaleme aldığımız yazılarda açıkça ifade ettik:
Üniversitenin son dönemdeki başarısında Prof. Dr. Fatih Kırışık’ın önemli bir payı vardır.
Bu görüşümüzün bugün de arkasındayız.

Ancak özellikle Veteriner Fakültesi mezunu atamaları üzerinden, Prof. Dr. Fatih Kırışık’a yönelik sosyal medya merkezli bir baskı sürecinin yaşandığı da ortadadır.
Bu konuyu daha önce “Karabük Üniversitesi’nde başarıya gölge mi düştü?” başlığıyla ele aldık.

Orada da açıkça şunu söyledik:
Doğru varsa söylenmeli, yanlış varsa tartışılmalıdır.
Ama burada ince ve hayati bir çizgi vardır.

Unutulmamalıdır ki;
“Mühür kimdeyse, sultan odur.”

İdari kararlar; sosyal medyada atılan birkaç paylaşımın değil, hukuki ve kurumsal süreçlerin sonucudur.
Eleştirilebilir, evet.
Ama linç edilemez.

Özellikle sosyal medya üzerinden;
Üniversitenin ve Karabük’ün adını farklı anlamlara çekerek kurumu yıpratmaya çalışmak, ne gazeteciliktir ne de kamu yararına hizmettir.

Şunu açıkça söylemek gerekir:
Üniversite dokunulmaz değildir; ama hedef tahtası da değildir.
Basın sorgular; fakat yargı dağıtamaz.

Karabük gibi şehirlerde bu denge hayati önemdedir.
Çünkü kaybedilen şey; bir rektörün, bir gazetecinin ya da bir kurumun itibarı değildir.

Kaybedilen;
Bu şehrin güven duygusudur.
Gençlerin bu kente duyduğu aidiyettir.
“Bu şehirde işler doğru yürür” inancıdır.

Ve güven kaybolduğunda;
ne sonradan yapılan açıklamalar yeterli olur,
ne de ertesi gün atılan büyük manşetler.

Karabük’ün ihtiyacı polemik değil, sağduyudur.
Gerginlik değil, şeffaflıktır.
Sessizlik ya da ölçüsüzlük değil, sorumluluktur.

Bu şehir;
iki tarafın da kendi egosunu değil,
ortak aklı büyütmesini beklemektedir.

Kalın sağlıcakla.