📝 Sanat Tarihi Ajandası
Bir zamanlar suların gürül gürül aktığı, taş duvarlardan süzülen buharın zamanla yarıştığı bir mekandır, Eski Hamam. Hamamın sahibi Mehmet Çetinkaya’nın verdiği bilgilere göre, Eski Hamam, Eski Cami ve Medrese vakıf yapısıdır. Gazi Süleyman Paşa vakfındandır. 700 yıllık su borusu tuvaletlere, kurnalara, soyunmalıktaki havuza kadar gider ve hala çalışır vaziyettedir.
Ancak 14. yüzyılda Candaroğlu Süleyman Paşa (1309-1340) mı, Orhan Bey’in oğlu ve Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşa (1316 (?) – 1357/1360 arası) mı olduğu kaynaklarda farklı yer almaktadır.
Biz de öyleyse her iki “Süleyman Paşa”yı da saygıyla yad edelim. Çünkü bu kıymetli isimle anılan hamamdan yalnızca su değil, tarihte akmıştır.. Her kubbesinde, her pandantifinde, Anadolu’nun yeni bir kimliğe büründüğü, imparatorluğa uzanan o ilk yüzyılların izleri saklıdır.

Yapı, sade malzemesiyle gösterişsiz; ama taşıdığı anlamla bir o kadar ihtişamlıdır. Moloz taşla örülmüş duvarları, devşirme kesme taşları, sıvalı iç yüzeyleriyle hem yerel hem de çok katmanlıdır. Tuğladan örülmüş kubbeler, geometrik bir disiplinle dönemin inanç ve estetik anlayışını birlikte taşır. Kubbeye geçişte kullanılan iri pandantifler, içeriye yalnızca ışığı değil, Selçuklu ve Bizans’tan devralınan teknik birikimi de taşır. Her geçiş, bir dönemden ötekine açılan bir zaman kemeridir adeta.
Bu hamam, yalnızca temizlenme mekanı değil, bir sosyal ritüel alanı, bir kadim ritmin mekanla kurduğu bağı yansıtır. Gelinlerin, lohusaların hamamdaki sevinçleri, kurnalardan akan suyla taşlara işlenmiştir. Süsleme programı gösterişten uzak ama anlamla yüklüdür; kurna motifleri, faniliği ve zarafeti aynı anda fısıldar taşlara. Belki de bu yüzden, her kubbe altında bir dua gibi yükselmiştir sesler.
Ve şimdi…
Süleyman Paşa’dan yadigar bu yapı, suyu çekilmiş bir vaha gibi… Gürül gürül çağlayan kaynaklar kesilmiş, zamanın puslu soluğu, yalnızca taşların arasında gezinir olmuş. İçinde hayat değil, hatıra taşımaktadır artık. Ne buğulu aynalar ne de ıslak taşların serinliği kalmıştır. Yalnızca geçmişin gölgesiyle yıkanan bir mimari hafıza…
Ama belki bir gün…
Her terk edilmiş yapı gibi…
Bu hamam da yeniden sesle, suyla, nefesle dolacağı o günü beklemektedir.
Sessiz ama umutla.
