Sanat Tarihi Ajandası 12
Safranbolu’nun tarihi çarşısında dolaşırken, her köşede kaderine terk edilmiş; bazen bir cumbadan sarkan gölgeyle, bazen de yüzyıllık bir kapının tokmağında yankılanan hatıralarla karşılaşırsınız…
Fakat bazı evler vardır ki, yalnızca geçmişi anlatmaz, adeta geçmişin kendisi olur. İşte Bekironbaşılar Evi, tam da böyle bir tanıktır: suskun, zarif, ve bir o kadar da savaşçı.
Safranbolu evlerinin karakteristik düzeninde, giriş katlarında genellikle hayat kısmı dediğimiz içinde hayvanların barındığı, odunların yığıldığı alanlar yer almaktadır. Oysa Bekironbaşılar Evi, bu geleneğe baş kaldıran bir özgünlüğe sahiptir. Evin alt katında dört adet kemerli atölye bulunur. Bu mekanlar, bir zamanlar ustaların el emeğiyle hayat verdiği küçük dükkanlardı; belki bir semercinin, bir bakırcının, bir marangozcunun sesi yankılanırdı taş kemerlerin arasında. Böylece ev, yalnızca bir barınak değil, üretimin, emeğin ve esnaf kültürünün kalbinde atan bir yaşam alanına dönüşmüştü. (Çizim: Geleneksel Türk Evi, Celal Esad Arseven)

Kileciler Çeşmesi’nin hemen üstünde, Çarşı’ya bakan bir konumda yer alan Bekironbaşılar Evi, ahşap çatkı arasına sıkıştırılmış kerpiç dolguların sıvasız ve boyasız doğallığıyla dikkat çeker. Bu haliyle, geçmişin kırışık çizgili doğal yüzünü, mimarinin ham güzelliğini bize gösterir. Zamanla rengi solmuş kerpiçler, yılların birikimini, güneşin izlerini, yağmurun sabrını bile taşır üzerinde.

Yakın geçmişte, TRT ekranlarında “Yamak Ahmet” adlı diziye ev sahipliği yaparak, bir kez daha kameralarla dirilen bu yapı, artık sessizliğe gömülmüş durumdadır. Oysa duvarlarının ardında, bir dönemin yaşam alışkanlıklarını, sosyal yapısını, zanaatla iç içe geçmiş gündelik hayatını anlamamıza yardımcı olacak benzersiz bir hikaye izlenmektedir.

Ne yazık ki bugün Bekironbaşılar Evi, kaderine terk edilmiş bir biçimde, zamana karşı tek başına direniyor. Türk filmlerindeki yerini tamamlamış, emekliye ayrılmış ünlü bir oyuncu gibi. Oysa bu ev sadece bir yapı değil; Safranbolu’nun çok kültürlü tarihinin, Osmanlı mimarisinin zirvesini temsil eden önemli bir kültürel miras örneğidir.
Belki bir gün, yeniden canlandırılır; kemerlerinin altında sevinç nidaları yeniden atılır, ahşap pencerelerinden yeniden ışık süzülür. O güne dek, Bekironbaşılar Evi bizlere şu dersi hatırlatacaktır:
Korumadığımız her yapı, yalnızca silüetini değil, anılarını da kaybettiğimiz büyük bir sessizliktir.
