Şafak Zeki AKCA yazdı…
Sayın Ali Keskinkılıç’ı gençlik yıllarımızdan bugüne tanırım.
Mücadeleci bir yapısı vardır. Kolay vazgeçenlerden değildir. Hayatının her döneminde şartlara teslim olmak yerine, şartları zorlamayı tercih etmiş bir isimdir. Bu yönüyle kimi zaman eleştirilir, kimi zaman takdir edilir ama asla “sessiz” kalmaz.
Uzun yıllar bürokrasinin farklı kademelerinde görev aldı. Devletin işleyişini, Ankara’nın koridorlarını, masada ne konuşulur, sahada ne yapılır iyi bilir. Bugün siyasette sergilediği duruşun arkasında da bu tecrübe yatıyor. Çünkü bürokrasiden gelen siyasetçiler, meseleye yalnızca sloganla değil, mekanizma bilgisiyle yaklaşır.
Bir de çoğu kişinin gözden kaçırdığı ama yakından tanıyanların bildiği bir yönü vardır:
Gazetecilik refleksi…
Sözü dolandırmadan söyleme, eleştiriyi doğrudan yapma, beklentiyi açık ifade etme alışkanlığı… İşte bu yön, geçtiğimiz hafta düzenlenen Basın Bayramı programında yaptığı konuşmada net biçimde ortaya çıktı.
Sayın Keskinkılıç, Karabük basınına dönük sözlerinde şunu ifade etti:
“Biz Cem Bey’le birlikte attığımız her adımı stratejik bir yol haritası çerçevesinde attık. Burada gördüğünüz şey, geleceğin Karabük kurgusudur. Bizim taşıdığımız Karabük heyecanının Karabük basını tarafından da taşınmasını istiyorum.”
Bu sözler, bazılarına göre bir haklı serzeniş,
bazılarına göre ise fazla iddialı bir çıkış olarak yorumlandı.
Ama tartışmaların gölgesinde kalmaması gereken bir gerçek var.
Gerek Cem Şahin, gerekse Ali Keskinkılıç, Ankara’da Karabük adına ciddi bir mesai yürütüyor. Bakanlıklarda, kurumlarda, yatırım başlıklarında, projelerde Karabük’ün adını gündemde tutan bir çaba söz konusu. Bu işler, çoğu zaman görünmez emeklerdir. Fotoğraf karesine sığmaz, manşetlik cümlelere her zaman dönüşmez.
İşte tam bu noktada, siyaset ile basın arasındaki o hassas denge ortaya çıkar.
Çünkü yapılan işlerin kamuoyuna doğru, zamanında ve güçlü biçimde aktarılması, şehrin moralini yükselten en önemli unsurlardan biridir.
Sayın Keskinkılıç’ın çıkışının temelinde de bu beklenti vardır.
“Yapılanı anlatın” demekten çok,
“Bu heyecanı birlikte büyütelim” çağrısıdır aslında.
Bunu ifade ederken, gazetecilik tarafı ağır basmış olabilir.
Eleştirinin tonu kimi kulaklara sert gelmiş olabilir.
Ancak unutulmamalıdır ki; gazetecilik, bazen en çok kendi meslektaşına karşı acımasızdır.
Sayın Keskinkılıç’ın altını çizdiği şu cümle ise aslında meselenin özüdür:
“Bu şehir içine kapanamaz.”
Bu söz, Karabük’ün geçmişte sahip olduğu dinamik, üretken ve iddialı kimliğe yapılan bir göndermedir. Karabük bir dönem sanayisiyle, üniversitesiyle, sosyal hayatıyla konuşulan bir şehirken; zamanla kabuğuna çekilmiş, beklentilerini küçültmüş bir ruh haline sürüklendi.
Verilmek istenen mesaj şudur:
“Karabük yeniden hareketlenebilir. Yeter ki birlikte inanalım.”
Elbette her çıkışın bir de muhalif okuması olur.
Kimi çevreler bu sözleri, “basına had bildirme” şeklinde değerlendirdi. Bu da demokratik bir bakış açısıdır. Basın, eleştirilmeye açık olduğu kadar eleştirme hakkına da sahiptir.
Ancak her eleştiriyi gerilim üretme aracı haline getirmek, şehre bir şey kazandırmaz.
Bugün Karabük’ün ihtiyacı olan şey;
siyasetçinin basını susturması değil,
basının siyaseti yok sayması da değil.
İhtiyaç olan şey; iletişim, ortak akıl ve şehir bilincidir.
Karabük kazanacaksa, bu;
kırgınlıklarla değil,
kutuplaşmayla değil,
sessizlikle hiç değil…
Üreterek, konuşarak, eleştirerek ama aynı şehir için yürüyerek olur.
Ve unutmayalım:
Bu şehir içine kapanamaz…
Ama birbirine de sırtını dönemez.
Kalın Sağlıcakla

[email protected]
•Çok güzel yüregine kalemine saglık