Şafak Zeki AKCA yazdı…
Bir şehir düşünün…
Tarihiyle övünen, konaklarıyla dünyaya tanıtılan, “koruma” kavramını tabelalarda taşıyan bir şehir.
Ve o şehirde bir konak daha yanıyor.
İzzet paşa Mahallesi Akseki Sokak’ta bulunan, yaklaşık 200 yıllık tarihi konak, sabaha karşı çıkan yangında alevlere teslim oldu. Henüz nedeni bilinmeyen yangın, kısa sürede tüm yapıyı sardı. İtfaiyenin iki saatlik müdahalesiyle söndürülen yangın sonrası konak tamamen kullanılamaz hale geldi, büyük bölümü çöktü.
Soruyorum:
Bu gerçekten sadece bir yangın mı?
Üç ay önce satın alınmış, tadilat halinde olan, ahşap yapısı son derece hassas bir konakta çıkan yangın, bize aslında çok daha büyük bir sorunu işaret ediyor: denetimsizlik.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Safranbolu’da, tarihi yapıların tadilat süreçleri kim tarafından, ne kadar ciddiyetle denetleniyor? Elektrik tesisatları, geçici bağlantılar, yangın riskleri kontrol ediliyor mu? Yoksa ruhsat verildikten sonra “oluruna mı bırakılıyor”?
Bu ilk değil.
Son yıllarda Safranbolu’da yanan, çöken, kaderine terk edilen konakların sayısı az değil. Her olaydan sonra aynı kelimeler dolaşıma giriyor: “talihsiz”, “üzücü”, “araştırılıyor”…
Ama ne hikmetse sonuç değişmiyor.
Bir konak yandığında yalnızca ahşap bir yapı kül olmuyor.
Bir dönemin yaşam kültürü, sokak hafızası, şehir ruhu da yok oluyor.
Evet, itfaiye ekipleri görevini yaptı.
Canla başla müdahale ettiler.
Ama mesele yangını söndürmek değil; yangının çıkmasını engellemek.
Safranbolu Belediyesi’nin asli görevi tam da burada başlıyor.
Koruma sadece afiş asmakla, broşür bastırmakla olmaz.
Koruma; denetimle, takip ile, sorumluluk almakla olur.
Tarihi yapıları piyasanın, ihmalkârlığın ve “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışının insafına bırakırsanız, sonuç bu olur.
Bugün bu konak yok.
Yarın hangisi?
Eğer bu şehir dünya mirası unvanını sadece turizm broşürlerinde kullanacaksa;
Eğer her yangından sonra birkaç açıklamayla konu kapatılacaksa;
Eğer sorumluluk kimseye ait değilmiş gibi davranılacaksa…
O zaman kimse kusura bakmasın.
Safranbolu, göz göre göre tarihini kaybediyor.
Ve bu kaybın adı “kader” değil, ihmaldir.
Kalın Sağlıcakla
