Reklam
Reklam
598
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

ÜZÜMÜN İZİNDE: SAFRANBOLU’DA BAĞLAR VE DUVARLAR

📝 Sanat Tarihi Ajandası

Safranbolu denilince akla gelen ilk imgeler genellikle konaklar, çarşılar ve taş sokaklardır. Oysa bu kadim kent, sadece mimarisiyle değil; doğası, üretim kültürü ve sanatsal birikimiyle de çok farklı bir hikâye anlatır. Bu hikayenin belki de en eski ve en derin sembollerinden biri üzümdür.

Bir zamanlar her evin bir bağı, her bağın da bir hikâyesi vardı Safranbolu’da. Yaz sonu geldiğinde asmaların gölgesinde toplanan salkımlar, hem sofraya bereket hem de kışa hazırlık anlamına gelirdi. Üzüm, sadece bir meyve değil; emek, sabır ve doğayla uyumun simgesiydi. Bu nedenle Safranbolu’da üzüm, tıpkı safran gibi, kimliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldi.

Ancak üzümün Safranbolu’daki yolculuğu sadece bağlarda bitmez; konakların işliklerine, duvarlarına, tavan süslemelerine, kalem işlerine kadar uzanır. Özellikle 18. ve 19. yüzyıldan kalma yapılarda, duvarlara işlenen üzüm motifleri dikkat çeker. Bu süslemeler, bolluğu, bereketi ve yaşam döngüsünü temsil eder. Osmanlı’nın geç dönem süsleme sanatında sıkça görülen bu motifler, Safranbolu’da yerel ustaların elinde gösterişli bir yorum kazanmıştır.

Kimi konakların sofa tavanlarında asma dalları kıvrılarak tavanı çevreler, kimi duvarlarda salkımlar kalem işiyle betimlenir. Bu bezemeler, Anadolu’nun doğayla kurduğu kadim bağın estetik yansıması gibidir. Üzüm, bir süsleme motifi olarak sadece güzelliği değil, üretimin kutsallığını da hatırlatır. Çünkü Safranbolu insanı için üretmek, yaşamak kadar doğal bir eylemdir.

Bugün bağların büyük bir kısmı kaybolmuş olsa da, Safranbolu’nun taş duvarlarında ve kalem işlerinde üzüm hala yaşar. Her bir salkım, bu toprakların emeğini, bereketini ve sanatla yoğrulmuş kültürünü taşır.

Belki de bu yüzden Safranbolu’nun bağları hafızalarda yer edinmiştir.

Üzümün hem üretim kültüründeki hem de sanat tarihindeki bu zarif yolculuğu, bize Safranbolu’nun bir kez daha sadece “korunmuş bir kent” değil, yaşayan bir kültür olduğunu hatırlatır.

4 Yorum

  1. Mehmet Avni Gözün

    Bu üzüm aynı zamanda Türkiye’nin en iyi üzümüdür.

  2. Ömer erdem

    Safranbolu üzümü ile anlır(dı). Okadar iyi niyetlerle davet edip yerleşmesine izin verdiğiniz Turizm sektörü siz farkında bile olmadan kendi çıkarına olacak herşeyi size kabul ettirir. Öncelikle sizin yaşadığınız sizin şehrinizi dışarıdan gelecek olanların ihtiyaçlarına göre düzenlenir. Mali çıkar esastır bu gerçek kültür sanat müze kent vs. Gibi etiketlere gizlenir. Üzümünüz unutulur , lokumunuz dışarıdan gelen mısır şurubundan üç kutusu 200 tl. Çakma bir lokumu gölgesi altında bırakılır. Bilmeyenler safranbolu lokumunun üç kutuu iki yüz lira lafını yurdun her tarafına taşır. Safranınızın yanında İran safranıda satılmaya başlar..tüm bunlara kimse gık demez. Safran satan herkes safranı kanserden sedef romatizmadan siyatiğe öksürüğe cilde velhasıl herşeye iyi gelen mucize bir bitki diye satmaya çalışır. Bıkıp uyandığım için artık uyarmıyorum safran satan herkes yıllardır safran ağırlığının yüzbin katını boyar diye satar doğrusu kendi yüzeyinin yüzbin katının boyar olması gerekir. Ağırlık ölçüsü ağırlık ölçüsü ile yüzey ölçüsü yüzey ölçüsü ile ölçülür bunu bile anlatamadık. Neyse safranboluda bir meydanın ismi mutlaka ” üzüm meydanı” olmalıdır. Safranbolu üzüm çeşitlerinin ismi kendisi yaşatılmalıdır ve Allah aşkına bu otel yapılan konaklara ….hanım…hanım konağı denilmekten vaz geçilmelidir ev konak neyse kimlerin ise onların bilinen adı ile anılmalıdır. Mevzu göründüğü gibi değildir içinde dışıda bizi yakmakta, eski çarşının sabah açılan akşam kapanan bir işporta tezgahı görünümü canımızı acıtmaktadır.

    1. Merall yüzbaşıoğlu

      Çocukluğumuzda tanık olduğumuz Safranbolu’nun geleneksel yapısı ve bunun içinde yer alan kültürü, bitki örtüsü, bağ bahçesi, civar köylerden cumartesi günü eski çarşıya gelen köylü kadınları. Mahmalarının altında kendilerini gizlerken bakraç bakraç yoğurtlarını mis gibi bohçalardan açan Safranbolu kadınları ve niceleri hafıza defterimizde kayıtlı.
      UNESCO‘yla birlikte dünyanın önemli açık müzelerinden biri olduğu tespit edilen kente gösterilen rağbetle beraber, eski yapılara bir yandan sahip çıkılırken diğer yandan da hızla değişen ve bozulan sosyal ve kültürel yapı.
      Avrupa’nın benzer kentlerinde de turizme açılmış ; geleneksel değerleri ile gün yüzüne çıkmış güzellikleri gözlemleriz. Ancak eminim ki orada da yerli halk tarafından şikayet konusu benzer durumlar vardır.
      Özellikle belediye başkanımız Elif Hanım’ın son yıllarda gerçekleştirdiği çalışmalar Safranbolu’nun özgün değerlerini korumak adına son derece niteliklidir.
      Kadın elinin dokunmuş olması da olayın değerini bir kat daha artırmaktadır.
      Burada büyümüş biri olarak ,çavuş üzümünün damaklarımızda bıraktığı tadı günümüzde de hala deneyimlemek mümkün, ama bunun yanı sıra çarşıda mısır şurubu ile yapılmış ve her dükkanın önünden geçerken önümüze tepsi tepsi tadın diye uzatılan lokumlara maruz kalmakta can yakıyor doğrusu. 😔

    2. Halim

      Ömer beyi her zaman ki gibi haberin derinliklerine inmişsin.
      Fabrika kurulmadan önce ticaret vardı. Bizim köyde iki zaman var mesala dut zamanı ve üzüm zamanı. Dut saymak için Gerede’ye üzüm satmak için Zonguldak ‘ a katırle 2 gün yolculuk yapılır.
      Şimdi ben eski çarşı da çavuş üzümü satmaya gelsem. Safranbolular dahil bakıp geçerler.😀 Çavuş üzümü unutuldu çoktan. Tafı ve aroması damaklarda kalmadı maalesef.

Yeni yorumlara kapalı.