Reklam
Reklam
344
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

YIL SONU YAKLAŞIRKEN KARABÜK’ÜN DEĞİŞMEYEN KÂBUSU: ZAM FIRTINASI

Şafak Zeki AKCA Yazdı…

Yılın son günleri yaklaşırken Karabük’ün değişmeyen manzarası yine sahneye çıkıyor:
Zam korkusu.

Kimi şehir sisle uğraşır, kimi bölgeler fırtınaya direnir…
Bizim kaderimiz ise Aralık ayı geldiğinde gökten yağmur değil, zam yağmasıdır.

Esnaf nefes alamıyor, üretici plan yapamıyor, vatandaş markete adım atmadan iç çekiyor.
Son 3–5 yıldır tırmanan enflasyon öyle bir noktaya vardı ki, takvim Aralık’a döner dönmez görünmez bir hareket başlıyor raflarda.
Sessiz… ama yıkıcı.

Çünkü etiketler artık fısıldamıyor; resmen bağırıyor:
“Bugün de zamlandım!”

Karabük’te kırmızı et fiyatları yine kontrolden çıkmış durumda.
Daha geçen hafta 600–650 TL’ye alınan kıyma bugün 800 TL.
Kuşbaşı 900 TL’ye dayanmış.

Şimdi soruyorum:
Ne oldu da bir haftada bu fiyatlar uçtu?
Yeni bir kriz mi patladı?
Ekonomi bir gecede mi çöktü?

Hayır.
Ama sanki memleket “zam alarmına” geçirilmiş gibi bir davranış hâkim.

Ve Karabük için asıl kritik soru:
Bu şehirde Et ve Balık Kurumu neden hâlâ açılmıyor?
Et fiyatlarını dizginlemenin en etkili yolu ortadayken bu kurum neden yok?

Karabük Belediyesi, gerekiyorsa inisiyatifi eline almalı ve bu kurumu bu şehre kazandırmalıdır.
Bu millet bunu fazlasıyla hak ediyor.

Market koridorlarında gezerken manzara net:
Ürünler yerinde duruyor ama fiyat etiketleri maraton koşuyor.
Sabah başka, akşam başka…
Bir ürünün bir hafta içinde üçüncü kez zamlandığını görüyorsunuz.

Vatandaş artık “Kaç lira olmuş?” diye sormuyor.
“Dünkünden ne kadar artmış?” diye soruyor.

Tehlike tam da burada:
Bu ülkede zam artık bir sonuç değil; reflekse dönüşen bir alışkanlık.

Üretici “nasıl olsa artacak” diye zam yapıyor.
Toptancı “maliyet binecek” diye ekliyor.
Market “yılbaşından sonra kıyamet kopar” diye bugünden etiketi değiştiriyor.
Sonuç?
Fatura yine vatandaşa kesiliyor.

Bu döngünün adı belli: Belirsizlik.
Ekonominin en büyük düşmanı.

Güven yoksa;
fiyat tutunamaz,
piyasa sakinleşemez,
vatandaş nefes alamaz.

Bugünün fotoğrafı:
Enerji maliyetleri artıyor,
lojistik pahalı,
döviz dalgalı,
psikolojik enflasyon tavanı kırmış durumda.
Ve herkes bu yangının bedelini vatandaşa yüklemenin “kolay yol” olduğunu biliyor.

Peki, bu gidişin sonu ne?
Açık konuşalım:
Enflasyonla siyasetten bağımsız, kararlı, köklü bir mücadele verilmedikçe hiçbir şey değişmeyecek.

Denetim olmadan,
fırsatçılık dizginlenmeden,
piyasa şeffaflaşmadan,
maliyet istikrarı sağlanmadan…
Bugün raftaki her etiketi yarın bir üst rafta görmeye devam edeceğiz.

Bu ülkede yıl sonu muhasebe dönemi olmaktan çıktı;
korku sezonuna döndü.

Ve bu döngü kırılmazsa…
Yeni yılın ilk günlerinde insanlar kutlama değil, zam listelerini konuşacak.

Sahi… bu gidişin sonu yok mu?
Elbette var.
Ama bunun için devlet, üretici, toptancı ve market aynı masaya samimiyetle oturmak zorunda.

Aksi halde raflardan yükselen o sessiz çığlık;
bizim cebimizden,
bizim soframızdan,
bizim hayatımızdan çalmaya devam edecek.

Kalın Sağlıcakla