Reklam
Reklam
537
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Yörük Köylü Bir Soprano: Leyla Gencer

📝Sanat Tarihi Ajandası-10

Sanat tarihi, yalnızca fırça darbeleriyle değil, sesin titreşiminde yankılanan insan hikayeleriyle de yazılır. O seslerden biri, dünyaya Türk operasının adını duyuran ünlü soprano Leyla Gencer olmuştur.

1928 yılının10 Ekim sabahı İstanbul’da doğan Leyla Gencer, yalnızca bir ses değil, bir dönemin kültürel hafızasıydı. Babası Safranbolulu bir kimyager olan Hasanzade İbrahim Bey, annesi ise Polonya kökenli Alexandra Angela Minakovska’dır. Böylece Gencer’in kimliği, hem Anadolu’nun köklü sesini hem de Avrupa’nın zarif disiplinini içinde barındırır.

Eğitimine İstanbul’daki İtalyan Lisesi’nde başlayan Leyla Gencer, genç yaşta klasik müziğe duyduğu ilgiyi keşfetti. Müzik onun için bir uğraş değil, varoluşun sesi olacaktı. İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda soprano Giannina Arangi-Lombardi’nin öğrencisi olarak aldığı eğitim, Gencer’in sanat hayatının dönüm noktasıydı. Bu eğitim onu yalnızca bir sanatçı değil, bir sahne filozofu haline getirdi.

1950’lerin başında sahneye ilk adımını atan Gencer, kısa sürede İtalya’ya uzanan bir sanat yolculuğuna çıktı. Milano La Scala Operası’nda sergilediği performanslar, onu “La Diva Turca” yani Türk Divası unvanına taşıdı. Bellini, Donizetti ve Verdi’nin eserlerini sahnelediğinde, seyirciler yalnızca bir sesi değil, bir duygunun resmini izliyordu.

Fakat Leyla Gencer’in hikâyesinde bizi Karabük’e, Safranbolu’nun Yörük Köyü’ne götüren ayrı bir damar vardır. Leyla Gencer’in büstünü köye kazandıran Gül ve İbrahim Canbulat çifti ile dönemin kurum müdürleri ayrıcalıklı bir görev üstenmişti. Ardından Yörük Köy meydanında Leyla Gencer’in büstünün bulunduğu hemen arkasındaki o büyük ev, Çeyrekgiller sülalesince köye bağışlanmıştı. Bugün hala Yörük Köyü’nde adı saygıyla anılan bu soy, kültürel zenginliğin ve geleneksel Safranbolu zarafetinin taşıyıcısıdır. Evin çatısını güçlendiren Yörük Köylüler, içerisinde gerekli restorasyon çalışmalarını henüz gerçekleştiremedi. Şayet bir gün köyün imkanı dahilinde evin restorasyonu tamamlanırsa, Gencer’in müzesi haline getirilebilecek. Yörük Köyü’nde bir Türk Divası’nın sahnede taşıdığı asaleti, belki de köklerinden gelen bu incelikli Anadolu terbiyesinden aldığı mirası hep birlikte yaşatabileceğiz.

Yörük Köyü’nün sokaklarını titreten o sesin, Verdi aryalarına dönüşmesi, sanatın coğrafya tanımadığının bir göstergesiydi. Çünkü o, köklerini inkar etmeden evrenselleşmeyi başarmış nadir sanatçılarımızdan biriydi.

Leyla Gencer, 2008 yılında aramızdan ayrıldığında ardında yalnızca plaklar değil, bir estetik anlayışı bıraktı. Onun sesi, hâlâ bir kültür köprüsü gibi geçmişle bugünü, Doğu ile Batı’yı birbirine bağlıyor.

Doğum gününde, Sanat Tarihi Ajandası’nın sayfalarına not düşüyoruz:
“Bir ses, bir kök, bir dünya…”
Leyla Gencer, sahnede olduğu kadar sanat tarihi ajandasının en seçkin satırlarında yaşamaya devam ediyor.