Reklam
Reklam
70
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Çeşm-i Cihan’da Bir Pazar: Koşudan Tarihe, Tarihten Bugüne

Amasra… Homeros’un İlyada Destanı’nda Paflagonyalıların kenti olarak anılan, Karadeniz’in maviyle yeşili birbirine bağlayan, Fatih Sultan Mehmet’in karşısında hayranlığını gizleyemediği o alımlı şehir…

Bir kentin güzelliği yalnızca denizinde, taşında, sokağında değildir. Bazen insanlarında saklıdır. Amasra’nın samimi, yürekli ve kültürüne sahip çıkan insanları da bu güzel kentin ruhunu tamamlayan en önemli unsurlardan biridir.

13 Eylül Pazar günü Amasra’da bunun bir kez daha tanığı oldum.

Bu kez kentin sokakları turistlerin değil, sporcuların adımlarıyla hareketlendi. Birincisi düzenlenen Çeşm-i Cihan Koşusu, 460 sporcunun katılımıyla Amasra’nın tarihi dokusunu sporun enerjisiyle buluşturdu.

Amasra’nın sokaklarında 460 hikaye

7 kilometrelik parkur, yalnızca profesyonel sporculara değil, farklı yaş ve seviyelerden katılımcılara da açıktı. Yediden yetmişe herkesin bir şekilde bu heyecana ortak olduğu yarışta, Türkiye’nin farklı illerinden gelen sporcular Amasra sokaklarında ter döktü.

Koşuyu izlerken insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bir kenti tanımanın bundan daha güzel bir yolu olabilir mi?

Tarihi sokaklardan geçerek, Karadeniz’in kokusunu içine çekerek, kentin gündelik hayatına karışarak…

Belki de kültürel mirasın en güzel tarafı tam olarak burada ortaya çıkıyor. Miras, yalnızca korunması gereken eski yapılar değildir. Yaşayan, kullanılan ve insanla ilişki kuran mekanlar da kültürel mirasın bir parçasıdır.

Çeşm-i Cihan Koşusu, Amasra’nın tarihî dokusunu bir spor etkinliğinin doğal fonu olmaktan çıkarıp yaşayan bir sahneye dönüştürdü.

Koşunun kazananı Konya Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü’nden Enbiya Yazıcı olurken, özel gereksinimli bireyler kategorisinde Abdullah Emre Kara birincilik ödülünün sahibi oldu.

Her kategoride dereceye giren sporcuların para ödülleriyle taçlandırıldığı yarışta, en anlamlı ayrıntılardan biri ise katılan her sporcuya madalya verilmesiydi.

Çünkü bazı yarışların kazananı yalnızca bir kişidir.

Bazılarında ise asıl kazanan, yarışmaya katılma cesaretini gösteren herkestir.

Çeşm-i Cihan Koşusu bana göre ikinci gruptaydı.

Bir bardak içecek, bir teşekkür…

Böylesi organizasyonların başarısı yalnızca parkurla, madalyayla veya ödülle ölçülmüyor.

Kentin insanlarının ve esnafının etkinliğe nasıl sahip çıktığı da önemli.

Koşuya katılan sporculara ücretsiz içecek ikram eden işletmelerden biri de Sand Coffee oldu. Güler yüzlü ve hoş sohbet sahiplerine buradan teşekkür etmek gerekiyor.

Turizmin yalnızca gelen ziyaretçiden kazanç sağlamak olmadığını; misafirperverlik, iletişim ve kent kültürünü paylaşmak olduğunu hatırlatan küçük ama değerli bir davranıştı.

  

Koşudan müzeye…

Kent meydanındaki koşunun enerjisinden sonra rotamı Amasra’nın tarihi binasındaki görkemli müzesine çevirdim.

Biraz önce sporcuların ayak sesleriyle yaşayan kentin içinde, bu kez yüzyılların sessizliğine doğru bir yolculuk başladı.

Müzede heykeller, küpler, mezar taşları, kılıçlar ve tel kırma eserler arasında dolaşırken Amasra’nın yalnızca denizden ibaret olmadığını bir kez daha düşündüm.

Amasra’nın asıl zenginliği, katmanlarında…

Her eser, kentin başka bir dönemine açılan küçük bir kapı gibiydi.

Bir su perisi, bir aristokrat karşısında koskoca mermerlerin nasıl da üç boyutlu işlenerek, çarpıcı, gerçekçi ve dinamik heykel sanatına dönüştüğünü gördükçe onlara saygı sunmamak kabahatmiş gibi geliyor. Bu heykellerin olduğu sarayları Bartın ırmağı kenarlarında hayal ettim.

Bir tel kırma eser ise yalnızca estetik bir obje olmaktan çok, geçmişte yaşayan insanların el emeğini, zevkini ve üretim kültürünü bugüne taşıyan bir belgeydi.

Sanat tarihi açısından müzelerin en kıymetli tarafı da burada başlıyor.

Geçmişi yalnızca anlatmıyorlar; geçmişle bugün arasında bir bağ kuruyorlar.

Müzedeki görevlilerin içtenliği ve ilgisi de bu deneyimi daha anlamlı hale getirdi. Bir eserin hikayesi anlatılırken, aslında o eser yeniden yaşatılıyordu.

Çeşm-i Cihan’ın başka bir yüzü

Amasra’nın güzelliği tartışılmaz.

Ancak turizm yalnızca güzellikle ayakta kalmıyor.

Esnafla yaptığım sohbetlerde bu yıl turizmden beklenen hareketliliğin yakalanamadığını, sezonun beklentilerin altında kaldığını dile getirenler oldu.

Kimi zaman ziyaretçinin alışveriş yapmakta zorlandığını, insanların fiyatlara daha dikkatli baktığını anlatıyorlardı.

Oysa Amasra’da karşıma çıkan bazı fiyatlar oldukça ulaşılabilirdi.

Bir balık ekmek 200 lira, seramik kupalar 50 lira gibi etiketlerle ziyaretçilerin karşısına çıkıyordu.

Bu rakamların ardında yalnızca bir satış hikayesi değil, sezon boyunca dükkanının kapısını açık tutmaya çalışan bir esnafın emeği vardı.

Turizm kentlerinde çoğu zaman kartpostallık görüntüleri konuşuyoruz.

Denizi, tarihi, evleri, kaleleri, sokakları…

Fakat bir kentin gerçek hayatı, biraz da esnafın dükkanında, tezgahında, akşam kepenk indirirken yüzündeki ifadede saklıdır.

Amasra’da o ifadeyi gördüm.

Yaz bitiyor.

Kış yaklaşıyor.

Turizm sezonunun ardından şimdi esnaf için daha uzun, daha sessiz günler başlayacak.

Dilerim Amasra’nın yalnızca yaz aylarında değil, yılın dört mevsiminde yaşayan bir turizm destinasyonu olması için yeni yollar bulunur.

Çünkü Çeşm-i Cihan’ın yalnızca bir yazlık pazarı değil, dört mevsim doğan bir pazarı olmalı.

Ve geriye kalan…

13 Eylül Pazar günü Amasra bana iki farklı yüzünü gösterdi.

Bir tarafta koşan 460 insanın enerjisi…

Diğer tarafta yüzyılların sessizliğini taşıyan müze…

Bir tarafta bugünün sporcuları, diğer tarafta geçmişin izleri…

Bir tarafta turizmden umut bekleyen esnaf, diğer tarafta kente gelen ziyaretçinin merakı…

Aslında hepsi aynı hikayenin parçalarıydı.

Amasra’nın hikayesi…

Belki de Çeşm-i Cihan unvanının gerçek anlamı burada saklı.

Güzelliği yalnızca bakılacak bir manzara değil; yürünecek, hissedilecek, okunacak, araştırılacak ve yaşanacak bir kent olması…

Pazar günü Amasra’da koşunun enerjisinden müzenin sessizliğine yürürken, bir kentin geçmişiyle bugünü arasında dolaştım.

Sanat Tarihi Ajandasına Amasra notu:

Amasra’nın kültürel mirası, geçmişte bırakılmış bir hikaye değil; bugün hala bizimle geleceğe aktarılan kadim bir hikayedir.