Bazı günler vardır…
Takvimde yalnızca bir tarih olarak kalmaz.
Bir köyün hafızasına dokunur, geçmişle bugünü buluşturur ve geleceğe bırakılacak bir hikâyenin ilk cümlesini oluşturur.
Yazıköy Üzüm Günü de benim için tam olarak böyle bir gündü.
11 Eylül’de Yazıköy köy meydanında bir araya geldik. Üreticiler kendi emeklerini, ürünlerini ve hikâyelerini stantlarına taşıdı. Köy meydanı yalnızca üzümün ve yöresel ürünlerin sergilendiği bir alan olmadı; sohbetlerin, hatıraların, üretim bilgilerinin ve ortak bir kültürel değerin buluşma noktası haline geldi.
Ve bir kez daha gördük ki;
Bir üzüm salkımı, bazen bir köyün hafızasını taşıyabilir.
Yazıköy’de Üzüm, Sadece Üzüm Değil
Bir meyvenin kültürel mirasa dönüşmesi, onun yalnızca yetiştirilmesiyle mümkün değil.
O ürünün etrafında oluşan üretim biçimleri, kullanılan araçlar, saklama yöntemleri, yemek kültürü, ticaret, aile hikâyeleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler de o mirasın parçalarıdır.
Yazıköy’ün üzüm kültürüne baktığımızda da bunun izlerini görüyoruz.
Bağlar, üreticiler, geleneksel yöntemler, küpler, meşe fıçıları, sirke evleri ve işlikler…
Bunların her biri aslında aynı hikâyenin farklı parçaları.
Üzüm Günü’nde benim için en kıymetli olan da bu parçaların yeniden bir araya gelmesiydi.
Asırlık Küpler Bize Ne Anlatıyor?
Etkinlik kapsamında gezdiğimiz Ahmet Karakulluk Evi’nin üzüm işliği, bu açıdan yalnızca eski bir üretim mekânı değildi.
Asırlık küpler ve meşe fıçıları, Yazıköy’de geçmişte nasıl bir üretim kültürünün bulunduğunu sessizce anlatıyordu.
Bugün teknolojiyle birlikte üretim biçimleri değişiyor.
Ancak değişmeyen bir şey var:
Geçmişten kalan izlere sahip çıkma sorumluluğumuz.
Bu nedenle Ahmet Karakulluk Evi’nin ve burada bulunan geleneksel üretim unsurlarının korunarak bir sirke müzesi ya da ziyaret edilebilir bir kültürel alan olarak değerlendirilmesi fikrinin önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bir müze yalnızca geçmişi sergilemez.
Geçmiş ile gelecek arasında bağ kurar.
Bir çocuğun asırlık bir küpe bakıp “Bu ne için kullanılıyordu?” diye sorması bile kültürel aktarımın başlangıcıdır.
Bir Tez, Sahada Karşılığını Buldu
Yazıköy Üzüm Günü benim için başka bir açıdan da özel bir anlam taşıdı.
Safranbolu’daki geleneksel işlikleri konu alan tez çalışmam sırasında edindiğim akademik birikimin, sahada yaşayan kültürle buluştuğuna bir kez daha tanıklık ettim.
Bu süreçte bilimsel bakışıma yön veren, akademik düşüncelerime ufuk açan kıymetli hocam Dr. Öğr. Üyesi Durmuş Gür’e teşekkür borçluyum.
Tez çalışmam boyunca destekleri ve yol göstericilikleriyle yanımda olan Prof. Dr. Taşkın Deniz, Dr. Öğr. Üyesi Cahit Karakök, Dr. Öğr. Üyesi Derya Güneri ve memleketimizin yetiştirdiği değerli bilim insanlarından Prof. Dr. Nuray Türker’e de gönülden teşekkür ediyorum.
Ancak akademik çalışmanın en güzel taraflarından biri, bilgiyi yalnızca kitaplarda bırakmamak.
Sahaya çıktığınızda karşınıza insanlar çıkıyor.
Hatıralar çıkıyor.
Bazen yıllardır kullanılmayan bir eşya, bazen bir evin köşesinde duran küp, bazen de bir üreticinin anlattığı tek bir cümle, sayfalarca akademik bilgiden daha fazla şey anlatabiliyor.
Yazıköylüler Olmasaydı Bu Hikâye Eksik Kalırdı
Bu nedenle Yazıköy halkına ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Başta kendisini Yazıköy’ün değerlerinin yaşatılmasına adamış Ahmet Karakaş olmak üzere, bilgilerini, hatıralarını ve deneyimlerini paylaşan herkese…
İsimlerini burada tek tek sayamadığım, ancak katkılarını ve samimiyetlerini unutmayacağım bütün Yazıköylülere…
Özellikle üreticilerimize…
Kendi emeklerini ortaya koyarak bu buluşmayı anlamlı hale getirdiler.
Çünkü yerel kültürün gerçek sahibi, onu yaşayan insanlardır.
Bizler araştırabilir, yazabilir, fotoğraflayabilir ve kayıt altına alabiliriz.
Ama o kültürün yaşamasını sağlayan asıl güç, onu günlük hayatında sürdüren insanlardır.
Bu Buluşmanın Arkasında Birlikte Verilen Emek Var
Yazıköy Üzüm Günü tek bir kişinin ya da tek bir kurumun gerçekleştirdiği bir etkinlik değildi.
Bu buluşmanın arkasında farklı kurumların ve insanların ortak emeği vardı.
Yazıköy Muhtarlığı ve Yazıköy Kültür ve Dayanışma Derneği başta olmak üzere etkinliğe katkı sağlayan;
Safranbolu Belediye Başkanlığı’na, Karabük Birlik Medya’ya, KARGAZ’a, SAFTİD’e, Alper Reklam’a, Karabük Kadın Gazeteciler Derneği’ne ve Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı’na teşekkür ediyorum.
Ayrıca etkinliğin oluşmasına katkı sunan, emeği geçen, destek veren ve Yazıköy’ün değerlerinin görünür olmasına katkıda bulunan herkese teşekkürler.
Bazen bir etkinliğin başarısı kalabalığıyla ölçülür. Belki o meydanda bir daha buluşamayacağımız Yazıköylü büyüklerimin ellerinden öperim.
Ben ise bu tür buluşmaların başarısını, geride bıraktığı iz ile ölçüyorum.
Yazıköy Üzüm Günü’nün de geride güzel bir iz bıraktığına inanıyorum.
Karabük basın ve medya çalışanlarına köyün hikayesine tanıklık ettikleri için ayrıca teşekkür ederim.

Kültürel Mirasın Korunması İçin Daha Fazlasını Yapmalıyız
Şimdi asıl mesele başlıyor.
Bir etkinlik yaptık, bir araya geldik, fotoğraflar çektik, ürünlerimizi sergiledik ve güzel bir gün geçirdik.
Peki ya sonra?
Asıl sorumuz bu olmalı.
Yazıköy’ün bağ kültürünü nasıl koruyacağız?
Geleneksel üretim mekanlarını nasıl yaşatacağız?
Asırlık küpleri, meşe fıçılarını, işlikleri ve üretim kültürünü gelecek kuşaklara nasıl aktaracağız?
Bu sorulara yalnızca etkinliklerle cevap veremeyiz.
Üreticiyi desteklemeli, yerel ürünleri markalaştırmalı, geleneksel üretim alanlarını korumalı ve bunları turizmle buluşturmalıyız.
Yazıköy’ün üzümü, sirkesi ve geleneksel üretim kültürü bir ekonomik değer olduğu kadar kültürel bir değerdir.
Bu iki değeri birlikte düşünmek zorundayız.
Bağdan Sofraya, Geçmişten Geleceğe
Yazıköy Üzüm Günü bana bir kez daha şunu gösterdi:
Bir köyün kalkınması yalnızca yeni binalar yapmakla olmaz.
Bazen geçmişten kalan bir değeri korumak da kalkınmadır.
Bir üretim yöntemini yaşatmak…
Bir ustanın bilgisini kayıt altına almak…
Bir eski işliği korumak…
Bir yerel ürünü gelecek kuşaklara aktarmak…
Bunların hepsi geleceğe yapılan yatırımdır.
Yazıköy’ün bağlarında yetişen üzüm, bugün yalnızca sofraya gelen bir ürün olarak görülmemeli.
O üzümün arkasındaki insan emeğini, toprağı, üretim bilgisini ve kültürel hafızayı da görmeliyiz.
Hikâye Burada Bitmiyor
Yazıköy Üzüm Günü sona erdi.
Ama bence hikâye bitmedi.
Tam tersine, yeni başladı.
Şimdi elimizde bir etkinliğin hatırası, üreticilerin anlattıkları, asırlık küpler, meşe fıçıları, bağlar ve bu kültürü yaşatmaya çalışan insanlar var.
Bunları bir araya getirip daha büyük bir kültürel miras çalışmasına dönüştürmek mümkün.
Belki bir gün Yazıköy’de bir Üzüm ve Sirke Müze Evi açılır.
Belki asırlık küplerin yanında geçmişin üretim hikâyeleri anlatılır.
Belki çocuklar bağları gezer, üzümün nasıl yetiştiğini öğrenir.
Belki ziyaretçiler Yazıköy sirkesinin nasıl yapıldığını yerinde görür.
Ve belki yıllar sonra bugün çekilen fotoğraflara bakan bir başka kuşak şöyle der:
“İyi ki o gün bu değerleri korumaya başlamışlar.”
İşte bütün çabamız bunun için.
Bir üzüm salkımının hikâyesini geleceğe bırakabilmek için…
Yazıköy’ün hafızasını birlikte korumak, birlikte yaşatmak ve birlikte geleceğe taşımak dileğiyle…
Bu güzel buluşmaya emek veren, katkı sunan, destek olan, üretimini paylaşan ve bizimle aynı heyecanı taşıyan herkese bir kez daha gönülden teşekkür ediyorum.
İyi ki Yazıköy var.
İyi ki bağları, üreticileri ve hafızasıyla yaşayan bir Yazıköy var.
